24 Haziran 2015 Çarşamba

Etimekli Salata

Bana sarimsak deyin, yogurt deyin, havuc, mayonez deyin zaten :) Yine anne defterinden en sevdiklerimden birini yaptim bugun.

Malzemeler:

2 paket etimek
Yarim kg yogurt
3-4 dis sarimsak
100-150 gr mayonez
2 cay kasigi tuz
4-5 havuc
Uzeri icin
1 yumurta
Pul biber
Maydonez

Oncelikle havuclari rendeleyip guzelce kavuruyoruz.



Yogurdu, sarimsagi ve mayonezi bir kapta guzelce karistiriyoruz. Sonra etimekleri sirayla bu karisima daldirip servis tabagimiza diziyoruz. Uzerine kavurdugumuz havuctan koyuyoruz. Tekrar etimekleri yogurda bulayip uzerini kapatiyoruz. Etimekler beklerken yogurdu emecegi icin yogurdun bir kismini ayirip servis yapmaya yakin kullaniyoruz.


Yenmesine az zaman kala tekrar kasik yardimiyla uzerlerini yogurtladigimiz etimekleri suslemek icin onceden hasladigimiz 1 yumurtanin sarisini ufaliyoruz, suslemeye yetecek kadar maydonozlari ince ince kiyiyoruz.



Tercihe gore misir, yumurta beyazi, mor lahana, tursu ve benzerleriylede susleyebilirsiniz. Ben bir sira pul biber, bir sira yumurta sarisi ve bir sira ince kiyilmis maydonozla suslemeyi tercih ettim :)



Bu arada oruclu oruclu tarif yazmak cok zormus. Yanlis yazdiysam affola :) Deneyenlere simdiden afiyet olsun. Sevgiler

4 Haziran 2015 Perşembe

B'ozcaada notları'M



Uzun zamandır bir hafta sonu bir yerlere kaçmak istiyorduk. Daha önce gitmediğimiz bir yeri görelim, çok değil iki güncük dinlenelim, baş başa vakit geçirelim, tamamen kendimize zaman ayıralım diye. Hem çok uzak olmasın bütün zamanımız yolda geçmesin istedik hem de gittiğimize değsin. Kulaktan dolma bilgilerim vardı Bozcaada hakkında. Hepsi olumlu şeylerdi. Ama bunun öncesinde instagramda yeni bir kamuoyu araştırması yaptım. Öyle faydalı oldu ki. Bende şimdi naçizane aklımda kalanları sizlerle paylaşmaya çalışacağım :) Tasvirim, kalemim ay klavyem :) pek kuvvetli değildir baştan söyleyeyim. Öyle harika bir yazı okuyacağınızı hayal etmeyin. Sohbet ediyoruz farz edin :) 




Sabah 09:00 gibi kendi arabamızla Yalova'dan yola çıktık. Yaklaşık 5 saat sonra Çanakkale Geyikli'de feribot bekliyorduk. Feribot saatlerini iyi öğrenmenizi tavsiye ederim orada çok fazla beklememeniz için. Biz şanslıymışız pek beklemedik. Feribot 35 dakika falan sürdü. Ve şirin Bozcaada'ya ulaştık. 




Önceden fotoğraflarına baktıysanız eğer her yer tanıdık geliyor. Dur şurada bir poz veriyim diye diye yürüyorsunuz. Bu gördüğünüz merdivende fotoğraf çektirmeyeni dövüyorlarmış mesela :) Kalacağımız butik oteli ararken görür görmez attım hafızaya ilk keşfe çıktığımızda kendimi önünde buldum :) Genelde sunum, tabak, kahve çektiğimden poz vermeyi unutmuşum :) Elimi kolumu koyacak yer bulamadım pek. Birde ister istemez çevreden bakanlar olunca çok utanıyorum :)




İnstagramda kamuoyu araştırması yaptım demiştim. En çok önerilen yerleri sırayla didik didik inceledik. Çoğu bizim gideceğimiz tarihte doluydu. Sanki herkes bizi beklemiş :) Neyse yine önerilen isimlerden Mitos Butik Otelde yer bulduk. Yorumlarına baktık. Konumuna baktık. Hepsi bize göreydi. Rezervasyonumuzu yaptık. Gittiğimizde de kolayca bulduk. Odaları tertemiz ve sahipleri gayet güler yüzlü, ilgililerdi. Hatta gitmeden rezervasyonumuzun günüyle ilgili yaşadığımız değişikliği bile hemen kabul ettiler, yardımcı oldular. Kahvaltısını yetersiz bulduğumu itiraf etmeliyim. Biliyorsunuz bence sunum çok önemlidir :) Hele kahvaltı benim için en çok göze hitap etmelidir. Çeşit sayısı ve görsellik olarak beklentimi karşılamadı. Çıtam yüksekti ondan belki :) Ama lezzet konusunda hepsi harikaydı ve doğaldı yediklerimizin. Gönül rahatlığıyla kalabilirsiniz. Butik otel yerine pansiyonlarıda rahatlıkla tercihte edebilirsiniz. Maliyeti daha az olur hem :)




Bozcaada'da her sokak ayrı güzel, her mekan ayrı masal sanki. Trafik yok. ( Mayıs sonu olduğundan sanırım, temmuz ağustos gibi gidenler can sıkan bir trafik olduğundan bahsediyor. ) Stres yok. Alışveriş yaptığınızda bile kese kağıtlarına koyuluyor aldıklarınız. Yiyecekler taptaze, doğal. Ağlicam şimdi :)




Bu fotoğraf yine ilk gün keşif turundan. Bir üstteki fotoğraftı çekmek için arkadakilerin kalkmasını beklerken selfie çubuğuyla imtihanımız sırasında çekildi :) 




Beklentilerinizi çokta yükseltmiyim diyorum ama aklımda öyle şirin, öyle sıcak kaldıki her şey. Bozcaada'da gökyüzü sanki daha yakın yere. Masmavi. İçini daha bir ısıtıyor insanın.




Sokaklarını el ele yürüdük. Meraklı gözlerle etrafı süzdük. Ve önerilen bir sürü şirin, renkli restaurant arasından akşam yemeğini yiyeceğimiz Sandal Restaurant'a rezervasyon yaptırdık.




Fiyatların çok ucuz olduğunu söyleyemem. Ama bir aşırılıkta yok. Hele ki her yemek yediğiniz yerden müthiş bir damak lezzetiyle kalkıyorsanız değer diye düşünüyorsunuz.




Ah şu görmüş olduğunuz mezeye şiirler yazarım. Şarkılar söyler, klip çekerim. O derece beğendim. Bozcaada'ya bu yazıyı okuyup giderseniz eğer Sandal'da bu nefis ege mezesini mutlaka deneyin derim.




Sabahları temiz havadan mı nedir bilemiyorum ama daha bir erken kalktık biz. Kahvaltımızı yapıp doğru meşhur Ayazma plajına gittik. Şöyle bir göz gezdirip kalabalıktan pek hoşlanmadığımızdan yine daha önce duyduğumuz Akvaryum Koyunu bulmaya karar verdik. Gerçekten inanılmaz temiz bir deniz, sakin bir koy karşıladı bizi ve tabi balıklarla birlikte yüzebildiğimiz oldukça soğuk bir su :)
Kendimize hemen piknik sandalyelerinden mini bir plaj yarattık. Temiz hava ve denizin tadını çıkarttık. Kafa dinledik.




Acıkan karnımızı Çınaraltı'nın anlatıla anlatıla bitirilemeyen patlıcanlı böreğiyle doyurduk. Nefisti gerçekten. Ben hemen eve döndüğümde patlıcanlı börek denemeye karar verdim :)




İşte Çınaraltı'nın o meşhur ıspanaklısı :) Hepsi mi kalp şekline benziyor bana mı öyle denk geldi bilemiyorum. Ben ikinci seçeneğe inanmayı tercih ediyorum. :)




Birde damla sakızlı türk kahvesi içmem konusunda öneriler gelmişti. Ama ben damak konusunda dik kafalı olduğumdan ve damla sakızından pek hoşlanmadığımdan klasik türk kahvesi içtim. Gayet güzeldi. Ha birde çınaraltının bundan sonra tavlası meşhur :p Ben Mustiyi yendimde ondan yani :)




İkinci akşam için hazırlandıktan sonra "Mutlaka polente fenerinde güneşin batışını izleyin!" önerilerine karşı koymamak için başladık rüzgar güllerinin izini sürmeye :) Sanki film izlemeye gidiyor edalarında aldık çekirdeğimizi, cipsimizi içeceklerimizi koyulduk yola :) Rüzgar güllerine kadar bizi götüren yol onları ve güneşin batışını izleyeceğimiz yer hakkında en ufak bir tabela ve ipucu vermiyordu. Tabi yalnız değildik. Yolu şaşıranlar olarak konvoy bile yapabilecek kadardık :) Neyse siz rüzgar güllerine gitmeden 600mt kadar sola ayrılan toprak yola dönmeyi unutmayın. Bizim gibi zaman kaybetmeyin :)




Nazlı nazlı batan güneşi izlemek, esen havayı ciğerlerinde hissetmek ise ayrı bir masal. Kız arkadaşlarla gidildiğinde de eğlencelidir eminim ama yanınızda sevdiğiniz adam varsa bambaşka. Zaman yavaşlıyor sanki. Üzerinize kalın bir şeyler almayı unutmayın sakın :) Sevdiğiniz adam bile sarılsa ısıtamayabiliyor öyle bir esinti :)




Fotoğraf anıları en taze haliye akılda bırakma yöntemidir. Eğer tatile baş başa gidiyorsanız selfie çubuğunuz olmadan gitmeyin :) Sürekli birilerinden rica etmek zorunda kalmak kötü olmalı.




Selfie yi bulandan Allah razı olsun diyor bazen insan :)




Konuyu öyle dağıttım ki neresinden toplasam bilemiyorum. Böyle nefis kapılara, huzurlu kokulara, değişik tatlara, sessiz ve serin rüzgarlara sahip Bozcaada. Arada kaçıp kafa dinlemelik, kendine gelmelik bir yer.




Adadaki herkes zevkli. Her şey renkli. İç açıcı.




Meşhur mavi dondurmasını ve damla sakızlı kurabiyelerini de denemeden dönmeyin. Ben yine damla sakızlı olmayanları daha çok beğendim ama siz bana bakmayın :)




Yine Ada'nın meşhurlarından, "Amaranda" çiçeği aşağıda görmüş olduğunuz. Neredeyse her masada, kapı süsünde var. Kurusa bile rengini uzun süre koruduğundan tercih ediliyormuş. Tam evde çiçek bakmayı beceremeyen bana göre :)




Bozcaada'ya gitmeden "Bi Küçük Eylül Meselesi" ni izleyip gitmemiz söylenmişti. Ama bir türlü izleyememiştik. Şimdi Star tvde başlamak üzere.. Belki gitmeden izlemeniz daha hoş olacaktır. Biz şimdi benim aaaaa burası aaa şurası demem eşliğinde filmi izliyoruz. Reçellerden, şaraplardan ve bahsedemediğim nice güzellikten belki filmde bir parça buluruz. Aklımda kalanlar ufacık yararsa işinize, ne mutlu bana. Sonradan eklemek istediklerim, dikkatimi çeken devrik cümlelerim olursa yazıyı güncellerim. Okuduğunuz için teşekkürler. Sevgiler :)


28 Mayıs 2015 Perşembe

Amerikan Cookies





Yine kolay bir tarif yine ben :)

Malzemeler:
50gr bitter 50 gr sütlü çikolata
100 gr tereyağ
1 çay bardağı şeker
1 yumurta
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 çimdik tuz
Aldığı kadar un ( 2 su bardağını biraz geçiyor )
1 paket m&m's ya da bonibon


Çikolata ve tereyağın benmari usulu erimesini beklerken diğer tarafta yumurta ve şekeri şeker taneleri yok oluncaya kadar çırpıyoruz. Eriyen tereyağ ve çikolataları ekliyoruz. Kabartma tozu, vanilya un ve tuzu da ekleyip kurabiye hamurunu kulak memesi kıvamına getiriyoruz. Dilediğimiz şekli vererek (genelde yuvarlak ama ben tabiki kalp yaptım:) ) tepsiye yerleştiriyoruz. 15 - 20 dakika kadar pişirip servise hazırlıyoruz. Sıcakken ayrı soğuduğunda ayrı lezzetli oluyor. Deneyenlere afiyet olsun efendim :) Sevgiler.


10 Mart 2015 Salı

Islak Kurabiye ( Yalancı Browni )



Malzemeler :
1 paket margarin
1 adet kabartma tozu
1 adet vanilya
1 yumurta
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı pudra şeker
3,5 - 4 su bardağı un ( aldığı kadar )
50 gram kakao

Pişen Kurabiyeleri Islatmak İçin
1 bardak süt
1 bardak toz şeker

Malzemelerin hepsini güzelce yoğuruyoruz. Elimize yapışmayacak ve ufalarken dağılmayacak kıvama gelene kadar un ekliyoruz. Ölçüye takılmayın :) Sonra yuvarlayıp tepsiye aralıklarla diziyoruz. Yarım saat kadar 200 derecede pisiriyoruz. Kurabiyeleri fırından çıkartıp soğumasını beklerken 1 bardak sütle 1 bardak toz şekeri kısık ateşte karıştırıyoruz. Şeker tamamen dağıldığında kurabiyelerimizi sırayla şekerli süt karışımına batırıp sunacağımız tabağa diziyoruz. Bana browniyi hatırlattığı için ismini yalancı browni koydum :) 



Deneyenlere şimdiden afiyet olsun. Sevgiler :) 

6 Mart 2015 Cuma

Bİ' ÇAYINI İÇERİM ANACIM!

Dost sohbetlerinin en sevilen içeceği olan çay, ocakta kaynadıkça, bir yandan da insanları birbirine kaynaştırır. "Çay var" sözü bile tek başına mutluluk sebebi değil midir çoğumuz için?

Her tazelediğinizde aynı keyfi ve sıcaklığı sunması da ekstra güven verir sanki insana. Bu haliyle size karşı duygularının hiç değişmeyeceğinden emin olduğunuz bir sevgili gibidir çay... 

Bazen kısa bir molada ayak üstü yapılan muhabbetlere, bazen uzun saatler süren yorucu toplantılara, bazen de ev gezmesi yapan hanımların pastalarına, böreklerine yarenlik eder. Öğrenciler için ise sınav zamanlarının resmi içeceğidir çay... Bir işe başlamadan önce motivasyon aracıdır. Bir düşünün şimdiye kadar "Haydi bi' çay koyup, sonra başlayalım" dediğiniz ne çok şey olmuştur.

Akşam yorgun argın, işten eve dönüş yolunda, "Olsa da içsek" hayalleri kurdurur insana. "Suyunu yeni koydum, az bekle ki demlensin" sözü, sanki zamanı durdurur o anda. Oysa "Çayım hazır", müjdeli bir haber gibidir tiryakisine.

İlla ki ince belli cam bardakta içileni daha makbuldür. Dumanı hala tüten, taze demlenmiş tavşan kanı çayla dolu o sıcak bardak, adeta bir ritüel eşliğinde, en tepesinden baş ve işaret parmaklarının ucuyla tutulup, dudağa götürülürken, serçe parmak da istemsizce havalanır keyiften.  Bir kaç bardaktan sonra bile "Bi' çay daha?" diye sorsalar, "Alırım vallahi!" ya da "Eh! Koy da içeyim madem" cevabını duymaya nasıl da alışıktır kulaklarımız... 

"Akşama müsaitseniz, bir çayınızı içmeye gelelim diyoruz" tabiri ise nazik olduğu kadar samimi ve yaygın bir kendini misafir ettirme yöntemidir dostlar arasında...

Kahvaltının yıldızı, öğlen yemeğinin tamamlayıcısı, beş çaylarının olmazsa olmazı, akşam yemeklerinin hazmı kolaylaştırıcısı, "bi çayınızı içmeye uğradık"la başlayan iş yeri ziyaretlerinin sıcak bahanesidir "Çay".

Bu kadar sevildiği ve çoğu zaman üç yudumda hızlıca tüketildiği için, sık sık taze olarak demlenmesi gerekir ya hani? İşte o kısmı biraz meşakkatlidir aslında. Demlikte kalan eski çayın posasını dökeceksin de, iyice temizleyeceksin ve yeni çayı demlenmeye bırakacaksın ki tadı acılaşmasın. Tüm bunlarla uğraşmak istemeyenler için en iyi çözüm ise demlik poşetler... Ama gerçek bir çay tiryakisini memnun etmek istiyorsanız, içinde gerçek dökme çay bulunan zengin dem kullanmalısınız. Ofçay'ın Hazine Zengin Dem'i tam aradığınız gibi işte. Hem de bu sayede çayları bardağa dökerken, her seferinde bir de süzgeçle uğraşma derdi de yok. Sadece çay keyfi var, mis gibi...

Kışın insanın içini ısıtan, yazın ferahlık vererek harareti gideren, her daim samimi sohbetlere eşlik eden ve saat sınırı olmaksızın, canınız her istediğinde içilebilen bu mis kokulu mucize içeceğin keyfi, Ofçay'ın köşeli büyük boy demlik poşet içinde sunulan yeni ürünü "Hazine Zengin Dem" sayesinde artık daha da artıyor.

Bilindik yuvarlak demlik poşetlerin aksine, Ofçay'ın köşeli ve büyük boy olarak hazırladığı bu yeni demlik poşetlerin içinde "gerçek dökme çay" bulunduğu için, 1 poşetten, 10 bardak çay çıkıyor.  Hem en tiryakisini bile memnun edecek gerçek bir lezzet sunduğundan, hem de demlik temizleme ve süzgeç kullanma gibi zahmetlerden kurtardığından, özellikle bir-iki bardak çayla yetinemeyenler ya da kalabalık misafirleri gelenler için gerçekten büyük kolaylık. Bu sayede siz, sevdiklerinizle muhabbetin tadını çıkarın, misafirleriniz de Ofçay'ın :)

Bu içerik http://usengecsef.blogspot.com/ tarafından hazırlanmıştır.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

2 Mart 2015 Pazartesi

Oreolu & Muzlu Pratik Pasta




Malzemeler 

Pasta tabanı
1 litre süt
1 su bardağı toz şeker
4 yemek kaşığı un
1 paket kremşanti
Nescafe 3ü 1arada
Muz
Oreo

Önce kreması için süt, şeker ve unu bir tencerede pişiriyoruz. Soğuduğunda 1 paket kremşantiyi ekleyip çırpıyoruz. Sonrasında hazırladığımız nescafeyle pasta tabanının iç kısımlarını hafifçe ıslatıyoruz. Pasta tabanının alt kısmını sunacağımız tabağa yerleştirdikten sonra üzerine kremasını döküp muzları yerleştiriyoruz. ( Başka meyvelere de şans verilebilir :) ) Pasta tabanımızın üst kısmınıda yerleştirip yine kremayla kaplıyoruz. Daha şık bir görüntü için en üst kısmı çikolata sosuyla kaplayabiliriz. Ben kendimiz için yaptığımdan görüntüye fazla özenmedim :) Son olarak keskin ve şekerli bir tadı olduğu için ortadan ikiye ayırdığımız oreolarla pastamızı süslüyoruz. Deneyenlere afiyet olsun :) Sevgiler

19 Şubat 2015 Perşembe

Elmalı Tart



Malzemeler:

  • 125 gr tereyağı(oda sıcaklığında),
  • 1 çay bardağı sıvı yağı,
  • 1 çay bardağı yoğurt,
  • 1 adet yumurta,
  • 1.5 çay bardağı toz şeker,
  • 1 su bardağı nişasta,
  • 3-3.5 su bardağı un,
  • Yarım paket kabartma tozu,
  • 1 paket vanilya.

İçi İçin:

  • 4 adet elma,
  • 5 yemek kaşığı toz şeker,
  • 1 tatlı kaşığı tarçın,
  • 1 çay bardağı ceviz.

Yapılışı

Elmaları soyduktan sonra rendeleyelim.
Tavaya elmaları, toz şekeri ilave edelim ve karıştırarak pişirelim.
İçine tarçını, cevizi ilave edelim ve karıştıralım.

Bir kaba tüm malzemeyi koyalım ve ele yapışmayan yumuşak kıvamlı bir hamur yoğuralım.
Hamurdan uzerini suslemek icin bir miktar ayirdiktan sonra kalan hamuru borcamin en altina yayalim.
Uzerine elmalı harçtan yayalim.
Daha sonra kalan hamuru istedigimiz sekli vererek tartimizin uzerini susleyelim. Ben tabiki kalp seklinde suslemeyi tercih ettim🙈 Hamurlar pembelesene kadar pisirelim :) 


 Soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpelim ve servis yapalım.



Afiyet olsun :) Sevgiler.