14 Temmuz 2015 Salı
Çikolatalı & Oreolu Kek
3 Temmuz 2015 Cuma
E.C.A. Titiz ile Artık Evlerde Kirli Yer Kalmayacak...
Temizlik konusunda hepimizin takıntılı olduğu bazı noktalar vardır. Benim de temizlemek için en çok çaba sarf ettiğim ve buna rağmen yine de istediğim derecede temizleyemediğim bir alan var. Radyatörlerin iç temizliği! E.C.A. ise yeni “Titiz” ürünüyle bu konuda içime su serpti diyebilirim. İsminin verdiği güvenin yanı sıra kolay açılıp kapanabilen kapağı sayesinde radyatör içlerinin temizliği artık çok kolay olacak.
İçerisinde toz biriken radyatörler için bugüne kadar birçok yöntem denesem de başarılı sonuçlar elde edememiştim. Aslında radyatörler bir uzman tarafından temizlenebiliyor ama bu sefer de deformasyona uğruyor. Temizlenmeyen radyatörlerin içerisinde biriken toz tabakası ise tüllerimi kirletmekle kalmayıp, ısı kaybına ve bakterilerin de eve yayılmasına sebep oluyor. E.C.A.’nın yeni tasarımı olan ve tüm panel radyatörlerinde standart olarak yer alan Titiz teknolojisi, hem hijyen hem de ısı probleminin önüne geçiyor.

E.C.A. Titiz’in kolay açılıp kapanabilen kapağı radyatörün içini temizleyeceğim derken şekilden şekle girme derdinden kurtarıyor. Ayrıca ürünün toz tutmayı zorlaştıran yapısı daha iyi hava akışı sağlayarak sağlıklı bir ortam sunuyor. Titiz teknolojisi, damla şeklindeki ızgara formu sayesinde ısı transferlerini arttırarak enerji maliyetlerinde maksimum tasarruf sağlıyor. Dayanıklı yapısı ile uzun ömürlü bir kullanım sunan E.C.A. Titiz, optimum kanat dizaynı sayesinde de düzgün hava akışı sağlanmasına yardımcı oluyor. E.C.A. Titiz’in dairesel fin formu ve kolay açılabilen yapısı ise sağlıklı ve hijyenik bir ortam sunuyor.
Yapılan pazar araştırmalarında sıklıkla karşılaşılan radyatör temizliği derdi de E.C.A. Titiz ile son buluyor.
Detaylı bilgi almak almak istersen http://eca.com.tr/ adresini ziyaret edebilirsin.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
24 Haziran 2015 Çarşamba
Etimekli Salata
4 Haziran 2015 Perşembe
B'ozcaada notları'M
Sokaklarını el ele yürüdük. Meraklı gözlerle etrafı süzdük. Ve önerilen bir sürü şirin, renkli restaurant arasından akşam yemeğini yiyeceğimiz Sandal Restaurant'a rezervasyon yaptırdık.
Fiyatların çok ucuz olduğunu söyleyemem. Ama bir aşırılıkta yok. Hele ki her yemek yediğiniz yerden müthiş bir damak lezzetiyle kalkıyorsanız değer diye düşünüyorsunuz.
Ah şu görmüş olduğunuz mezeye şiirler yazarım. Şarkılar söyler, klip çekerim. O derece beğendim. Bozcaada'ya bu yazıyı okuyup giderseniz eğer Sandal'da bu nefis ege mezesini mutlaka deneyin derim.
Acıkan karnımızı Çınaraltı'nın anlatıla anlatıla bitirilemeyen patlıcanlı böreğiyle doyurduk. Nefisti gerçekten. Ben hemen eve döndüğümde patlıcanlı börek denemeye karar verdim :)
İşte Çınaraltı'nın o meşhur ıspanaklısı :) Hepsi mi kalp şekline benziyor bana mı öyle denk geldi bilemiyorum. Ben ikinci seçeneğe inanmayı tercih ediyorum. :)
Birde damla sakızlı türk kahvesi içmem konusunda öneriler gelmişti. Ama ben damak konusunda dik kafalı olduğumdan ve damla sakızından pek hoşlanmadığımdan klasik türk kahvesi içtim. Gayet güzeldi. Ha birde çınaraltının bundan sonra tavlası meşhur :p Ben Mustiyi yendimde ondan yani :)
İkinci akşam için hazırlandıktan sonra "Mutlaka polente fenerinde güneşin batışını izleyin!" önerilerine karşı koymamak için başladık rüzgar güllerinin izini sürmeye :) Sanki film izlemeye gidiyor edalarında aldık çekirdeğimizi, cipsimizi içeceklerimizi koyulduk yola :) Rüzgar güllerine kadar bizi götüren yol onları ve güneşin batışını izleyeceğimiz yer hakkında en ufak bir tabela ve ipucu vermiyordu. Tabi yalnız değildik. Yolu şaşıranlar olarak konvoy bile yapabilecek kadardık :) Neyse siz rüzgar güllerine gitmeden 600mt kadar sola ayrılan toprak yola dönmeyi unutmayın. Bizim gibi zaman kaybetmeyin :)
Nazlı nazlı batan güneşi izlemek, esen havayı ciğerlerinde hissetmek ise ayrı bir masal. Kız arkadaşlarla gidildiğinde de eğlencelidir eminim ama yanınızda sevdiğiniz adam varsa bambaşka. Zaman yavaşlıyor sanki. Üzerinize kalın bir şeyler almayı unutmayın sakın :) Sevdiğiniz adam bile sarılsa ısıtamayabiliyor öyle bir esinti :)
Fotoğraf anıları en taze haliye akılda bırakma yöntemidir. Eğer tatile baş başa gidiyorsanız selfie çubuğunuz olmadan gitmeyin :) Sürekli birilerinden rica etmek zorunda kalmak kötü olmalı.
Selfie yi bulandan Allah razı olsun diyor bazen insan :)
Konuyu öyle dağıttım ki neresinden toplasam bilemiyorum. Böyle nefis kapılara, huzurlu kokulara, değişik tatlara, sessiz ve serin rüzgarlara sahip Bozcaada. Arada kaçıp kafa dinlemelik, kendine gelmelik bir yer.
Meşhur mavi dondurmasını ve damla sakızlı kurabiyelerini de denemeden dönmeyin. Ben yine damla sakızlı olmayanları daha çok beğendim ama siz bana bakmayın :)
Yine Ada'nın meşhurlarından, "Amaranda" çiçeği aşağıda görmüş olduğunuz. Neredeyse her masada, kapı süsünde var. Kurusa bile rengini uzun süre koruduğundan tercih ediliyormuş. Tam evde çiçek bakmayı beceremeyen bana göre :)
Bozcaada'ya gitmeden "Bi Küçük Eylül Meselesi" ni izleyip gitmemiz söylenmişti. Ama bir türlü izleyememiştik. Şimdi Star tvde başlamak üzere.. Belki gitmeden izlemeniz daha hoş olacaktır. Biz şimdi benim aaaaa burası aaa şurası demem eşliğinde filmi izliyoruz. Reçellerden, şaraplardan ve bahsedemediğim nice güzellikten belki filmde bir parça buluruz. Aklımda kalanlar ufacık yararsa işinize, ne mutlu bana. Sonradan eklemek istediklerim, dikkatimi çeken devrik cümlelerim olursa yazıyı güncellerim. Okuduğunuz için teşekkürler. Sevgiler :)
28 Mayıs 2015 Perşembe
Amerikan Cookies
Yine kolay bir tarif yine ben :)
Malzemeler:
50gr bitter 50 gr sütlü çikolata
100 gr tereyağ
1 çay bardağı şeker
1 yumurta
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 çimdik tuz
Aldığı kadar un ( 2 su bardağını biraz geçiyor )
1 paket m&m's ya da bonibon
Çikolata ve tereyağın benmari usulu erimesini beklerken diğer tarafta yumurta ve şekeri şeker taneleri yok oluncaya kadar çırpıyoruz. Eriyen tereyağ ve çikolataları ekliyoruz. Kabartma tozu, vanilya un ve tuzu da ekleyip kurabiye hamurunu kulak memesi kıvamına getiriyoruz. Dilediğimiz şekli vererek (genelde yuvarlak ama ben tabiki kalp yaptım:) ) tepsiye yerleştiriyoruz. 15 - 20 dakika kadar pişirip servise hazırlıyoruz. Sıcakken ayrı soğuduğunda ayrı lezzetli oluyor. Deneyenlere afiyet olsun efendim :) Sevgiler.
10 Mart 2015 Salı
Islak Kurabiye ( Yalancı Browni )
Pişen Kurabiyeleri Islatmak İçin
6 Mart 2015 Cuma
Bİ' ÇAYINI İÇERİM ANACIM!
Dost sohbetlerinin en sevilen içeceği olan çay, ocakta kaynadıkça, bir yandan da insanları birbirine kaynaştırır. "Çay var" sözü bile tek başına mutluluk sebebi değil midir çoğumuz için?
Her tazelediğinizde aynı keyfi ve sıcaklığı sunması da ekstra güven verir sanki insana. Bu haliyle size karşı duygularının hiç değişmeyeceğinden emin olduğunuz bir sevgili gibidir çay...
Bazen kısa bir molada ayak üstü yapılan muhabbetlere, bazen uzun saatler süren yorucu toplantılara, bazen de ev gezmesi yapan hanımların pastalarına, böreklerine yarenlik eder. Öğrenciler için ise sınav zamanlarının resmi içeceğidir çay... Bir işe başlamadan önce motivasyon aracıdır. Bir düşünün şimdiye kadar "Haydi bi' çay koyup, sonra başlayalım" dediğiniz ne çok şey olmuştur.
Akşam yorgun argın, işten eve dönüş yolunda, "Olsa da içsek" hayalleri kurdurur insana. "Suyunu yeni koydum, az bekle ki demlensin" sözü, sanki zamanı durdurur o anda. Oysa "Çayım hazır", müjdeli bir haber gibidir tiryakisine.
İlla ki ince belli cam bardakta içileni daha makbuldür. Dumanı hala tüten, taze demlenmiş tavşan kanı çayla dolu o sıcak bardak, adeta bir ritüel eşliğinde, en tepesinden baş ve işaret parmaklarının ucuyla tutulup, dudağa götürülürken, serçe parmak da istemsizce havalanır keyiften. Bir kaç bardaktan sonra bile "Bi' çay daha?" diye sorsalar, "Alırım vallahi!" ya da "Eh! Koy da içeyim madem" cevabını duymaya nasıl da alışıktır kulaklarımız...
"Akşama müsaitseniz, bir çayınızı içmeye gelelim diyoruz" tabiri ise nazik olduğu kadar samimi ve yaygın bir kendini misafir ettirme yöntemidir dostlar arasında...
Kahvaltının yıldızı, öğlen yemeğinin tamamlayıcısı, beş çaylarının olmazsa olmazı, akşam yemeklerinin hazmı kolaylaştırıcısı, "bi çayınızı içmeye uğradık"la başlayan iş yeri ziyaretlerinin sıcak bahanesidir "Çay".

Bu kadar sevildiği ve çoğu zaman üç yudumda hızlıca tüketildiği için, sık sık taze olarak demlenmesi gerekir ya hani? İşte o kısmı biraz meşakkatlidir aslında. Demlikte kalan eski çayın posasını dökeceksin de, iyice temizleyeceksin ve yeni çayı demlenmeye bırakacaksın ki tadı acılaşmasın. Tüm bunlarla uğraşmak istemeyenler için en iyi çözüm ise demlik poşetler... Ama gerçek bir çay tiryakisini memnun etmek istiyorsanız, içinde gerçek dökme çay bulunan zengin dem kullanmalısınız. Ofçay'ın Hazine Zengin Dem'i tam aradığınız gibi işte. Hem de bu sayede çayları bardağa dökerken, her seferinde bir de süzgeçle uğraşma derdi de yok. Sadece çay keyfi var, mis gibi...
Kışın insanın içini ısıtan, yazın ferahlık vererek harareti gideren, her daim samimi sohbetlere eşlik eden ve saat sınırı olmaksızın, canınız her istediğinde içilebilen bu mis kokulu mucize içeceğin keyfi, Ofçay'ın köşeli büyük boy demlik poşet içinde sunulan yeni ürünü "Hazine Zengin Dem" sayesinde artık daha da artıyor.
Bilindik yuvarlak demlik poşetlerin aksine, Ofçay'ın köşeli ve büyük boy olarak hazırladığı bu yeni demlik poşetlerin içinde "gerçek dökme çay" bulunduğu için, 1 poşetten, 10 bardak çay çıkıyor. Hem en tiryakisini bile memnun edecek gerçek bir lezzet sunduğundan, hem de demlik temizleme ve süzgeç kullanma gibi zahmetlerden kurtardığından, özellikle bir-iki bardak çayla yetinemeyenler ya da kalabalık misafirleri gelenler için gerçekten büyük kolaylık. Bu sayede siz, sevdiklerinizle muhabbetin tadını çıkarın, misafirleriniz de Ofçay'ın :)
Bu içerik http://usengecsef.blogspot.com/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.































